Bazen bir bakış, bir gülüş, bir “tesadüf”… Ve hayatının akışı sessizce değişir. Aşık olduğunu sanırsın. Rüyadaymış gibi hissedersin. Oysa bilmediğin şey şudur: Bir narsistin oyun alanına adım atmışsındır. Bir kadının “aşk” sandığı şeyin aslında nasıl adım adım bir manipülasyon, bağımlılık ve duygusal istismar döngüsüne dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Başlangıçtaki o büyülü ilgi… Ayakları yerden kesen mesajlar, tutkulu sözler… Sonra birden kayboluşlar, cezalar, yok saymalar, suçlamalar… Ve kurbanın kendi gerçeğinden kopuşu. Ceylin’in yaşadıkları, sadece bir kadının hikâyesi değil; “Sevgi” adına kendini tüketen, bir başkasının sözcükleriyle nefes almaya başlayan, göz göre göre kendi içindeki çocuğu susturan herkesin hikâyesi. Bu roman sana şunu soruyor: Aşk mıydı o? Yoksa ustaca planlanmış bir yanılsama mı? Ve en önemlisi… Kendinden ne kadar uzaklaştığında, geri dönmek için cesaretin kalır?